Bağımsız bir sanat dili
- Esra Güven ve Selçuk Çelik
- 12 saat önce
- 5 dakikada okunur
Burak Dak'ın x-ist'teki ikinci kişisel sergisi Eli Cebinde Gezen Erkekler, izleyiciyi erkeklik ve toksik erkeklik kavramları üzerine düşünmeye davet ediyor. Çalışmalarında, toplum tarafından meşrulaştırılan “erkeklik” maskelerinin ardındaki gerçeklerin yıkıcı sonuçlarını gözler önüne seren Dak, erkeklerin yarattığı bu yıkıcı hasarları durdurmak için, onların duygusal özgürlüklerini ve kırılganlıklarını kabul etmeleri gerektiğine inandığına vurgu yapıyor. 5 Nisan 2025'te sona eren sergiye dair sanatçısıyla konuştuk
Röportaj: Esra Güven ve Selçuk Çelik

Burak Dak, Kalem Tutan Kız, Kâğıt üzerine toz pastel, kurşun kalem, kuru boya ve yağlı pastel, 70 x 67 cm, 2025
Eli Cebinde Erkekler sergisi –ki Kalem Tutan Kız adlı eser bunun en çarpıcı örneklerinden biridir– erkekliğin oluşumuna biyokimyasal ya da nörofizyolojik açıklamalardan ziyade psikolojik ve sosyolojik bir perspektiften yaklaşıyor. Erkeklik kimliğinin mağdur etme fiilleri aracılığıyla inşa edildiği fikri ise sergide güçlü biçimde hissediliyor. Sizce patriyarkal düzen, bireysel direnişlerin birikimiyle mi, yoksa toplumsal yapının köklü bir dönüşümüyle mi aşılabilir?
Bu sergide, sergiyi gezenleri bir sorunun çözümüne ulaştırmak yerine sorunun kaynağına vurgu yaparak, sergi boyunca da sıklıkla bahsettiğim toksikleşmiş erkek kimliği ve onun yıkıcı etkileri hakkında derin bir sorgulamaya yönlendirirken izleyiciye yeni farkındalıklar oluşturmak istedim. Meselenin derinine indiğimde, karşıma toplumların güce olan bağımlılığı ve bu gücün her zaman erkeğin etrafında inşa edildiğini görüyorum. Bunun sonucunda karşımıza kökleri geçmişe dayanan patriyarkal bir sistem çıkıyor. Ben şuna inanıyorum: Bu yapının kökünü kesmek kolay olmayabilir ama imkânsız da değildir. Eğer bireysel sesler doğru bir notada duruyorsa, bizlere her gün daha da normalleştirdiğimiz bu yozlaşmış düzenin tam ortasında olduğumuzu hatırlatacaktır. Burada sanat, kitlelere erişmek için kıymetli bir araç. Sonuç olarak, bireysel olan
eylemler bu konuda bir toplumsal infial oluşturabilir.
Burak Dak, Fare Adam, Kâğıt üzerine sulu boya, toz pastel, kuru boya ve kurşun kalem, 107 x 115 cm, 2025 Burak Dak, Tavşan Adam, Kâğıt üzerine sulu boya, toz pastel, kuru boya ve kurşun kalem, 107 x 115 cm, 2025
Burak Dak, İğne Tutan Adam, Kâğıt üzerine sulu boya, toz pastel, kuru boya ve kurşun kalem, 107 x 115 cm, 2025
Fare Adam, Tavşan Adam ve İğne Tutan Adam gibi eserleriniz, eril tahakkümün iktidar ve güç yapılarıyla ilişkisini sorguluyor. Sergide hegemonik erkekliği deşifre eden "maskeler", sadece kadın kimliklerinin mi, yoksa kadınlarla birlikte tüm cinsiyet kimliklerinin mi eril tahakkümün kurbanı olduğunu gösteren çok katmanlı bir yapıya işaret ediyor?
Eli Cebinde Gezen Erkekler adını, mahallede eli cebinde gezen, serserilik yapan, huzur bozan, zorba ve üstenci bir profilden alıyor. Bahsettiğiniz resimlerimde, mahalle zorbalarının toplumun da desteğini alarak statü sahibi olması durumunda dünyaya bedel ödeten bir yapıya dönüşmesine değiniyorum. Toplumdaki güç saplantısı ise bu erkeklerin hatalarını maskelemek üzerine bir refleks gösteriyor. Resimlerdeki görece sevimli maskelerin ardındaki eril tahakküm, başta kadınlar olmak üzere kendi kurallarına uymayan herkesi mağdur ediyor.
Erkeklik krizini tarih-aşırı bir kategori olarak değerlendiriyorsunuz. Peki, erkeklik algısının coğrafya-aşırı bir mahiyet taşıdığını da düşünüyor musunuz? Bu bağlamda, Ortadoğu ve Avrupa ekseninde erkeklik temsillerini nasıl konumlandırırsınız?
Farklı dilleri konuşuyor, farklı mevsimleri yaşıyoruz ama ben, insanların dertlerinin ve neşesinin hep aynı mayadan türediğini düşünürüm. Coğrafya değişse de benzer dertler başka kıtalarda da karşımıza çıkıyor. Ortadoğu’daki birçok krizin arasında, erkekliğin yıkıcı etkileri tartışmasız bir biçimde kendini gösteriyor. Avrupa’daki gibi eğitim sistemi ve hukukun işlediği bir kıtada bile benzer meseleleri görebiliyoruz.

Burak Dak, İğne Kılıç Adam, Kâğıt üzerine sulu boya, toz pastel, kuru boya ve kurşun kalem, 107 x 115 cm, 2025
Leopar Çocuk, Maymun Adam ve Kılıç Tutan Adam adlı eserleriniz; yerleşik dil yapıları ve normatif erkeklik rollerini yeniden üreten ebeveyn tutumlarına, sosyalizasyon süreçlerine, kültürel formasyona ve pedagojik kurumlara yönelik eleştiriler içeriyor. Bu noktada, medya söylemleri ve özellikle Türkiye’deki erkeklik temsilleri sizce toksik erkekliği nasıl şekillendiriyor? Sizce alternatif bir dil inşası mümkün mü?
Sağlıklı bir sistem için eğitim ve öğretim önemli bir role sahiptir. Yeni bir sistem inşa edilirken, tıpkı bir ameliyathanede olduğu gibi, steril şartlar oluşturulabilir. Bahsettiğim Eli Cebinde Gezen Erkekler'in kontrolünde, steril olmayan bir eğitim ve öğretim anlayışı, çocukluktan başlayan bir bozulmaya sebep oluyor ve olacaktır. Bu enfekte olmuş sistem, çoğunlukla örfi bir bakış açısıyla da destekleniyor. Günümüzde toplumumuz hâlâ toksik erkek figürlerinin dikte ettiği düzenin her alanda ciddi bir problem olabileceğini düşünmüyor ve bu durumu yeterince ciddiye almıyor. Medyada güç kimin elindeyse, onun tavrını takınır. Maalesef, geçmişte olduğu gibi bugün de bu gücün erkek kimliği üzerinden bakan bir işleyişi var. Ben, bu dünyada ikili uyumun ve ahengin buluştuğu bir alternatifi yaşamak istiyorum.
Burak Dak, Civelek Okçusu, Kâğıt üzerine sulu boya, toz pastel, kuru boya ve kurşun kalem, 220 x 97 cm, 2025

Civelek Okçusu isimli eserinizde gazlı içecek referansıyla dikkat çeken bir eleştiri dili kuruyorsunuz. Erkekliği eleştirirken, bu kimliğin ekonomik sistemlerle ilişkisini nasıl okuyorsunuz? Sınıfsal dinamikler bu ilişkide nasıl bir rol oynuyor? Sizce erkeklik, kapitalizmin yarattığı eşitsizliklerin bir yan ürünü mü, yoksa ondan bağımsız toplumsal bir olgu mu?
Civelek Okçusu'unda sadece eril tahakkümün dikte ettiği düzeni kabul edenleri eleştirmiyorum, aynı zamanda semavi inançlara da eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşıyorum. Resimde, uyuşma çabasında olan ama bir türlü uyuşmayan bir devinim söz konusu. Geleneksel bir Osmanlı okçusu giysilerindeki bir kadının, kendine dikte edilen eril kuralları kabul etmesini ve bu kuralların savunucusu hâline gelmesini ifade ediyorum. Bu süreçte, geleneklerine büyük bir bağnazlıkla bağlanmış bir kadının erkekleşmesi ve vücudunun bunu reddetmesi sonucu mutasyonunu görüyoruz. Olaylara erkek bakış açısıyla bakan çarpıklaşmış bir zihin yapısını anlatıyor. Tüm bu dönüşümün sebebi, semavi inancın köklerinden geliyor. Sonuçta, semavi dinler ve kapitalizm doğal bir uyum hâlindedir. Dolayısıyla, tek tanrılı inancın kadına olan yaklaşımı ne ise, aynı bakış açısı kapitalizm üzerinde de yansımasını gösteriyor. Özetlemek gerekirse, resmin geri planında Doğu'nun çelişkili coğrafyası ve düşünce biçimini ele alıyorum.
Erkekliğin, duygusal özgürlük ve kırılganlık temelinde yeniden inşa edilmesi gerektiği önerisi, insan doğasına dair iyimser bir bakış açısı sunuyor. Ayrıca, ‘Çift Başlı Ibex’ adlı eser, ölümün toplumun yükünü hafifleten olumlu bir işlevine işaret ediyor ve toplumsal cinsiyet kalıplarının değişebileceğine dair umut barındırıyor. Bu bağlamda, geleceğe dair beklentileriniz nelerdir?
Çift Başlı İbex normalde doğada anamoli olarak görülebilecek bir durum iken, benim resimimde dişi ve erkeğin tek bir bedeni uyumla paylaşabildiklerini görüyoruz. Bu ibex, toksik erkek anlayışına karşı dayanışma içinde olan kadın ve toksik olmayan erkek kimliklerini birlik halinde temsil ediyor. İbexin erkek başı, bir ok darbesi sonucunda avlanmış ve son nefesini vermektedir. Dişi baş ise henüz hayatta görünse de, aynı bedeni paylaştıkları için az sonra kaderleri de erkek başla aynı olacaktır. Onları vuran oku, toksik erkekliğin Çift Başlı İbex’in uyum içinde yaşayışına tahammülsüzlüğünün bir yansıması olarak düşünebiliriz. Ama bu, benim Çift Başlı İbex’im için acı bir son değildir. Çünkü resmin bir tarafında, ölümün gerçekliğine tezat oluşturan, daha primitif ve daha coşkun, adeta hayat dolu bir çizgi türüne dönüştüğünü fark edersiniz. Yani
bu acı sahnenin arkasından gelmekte olan yeni farkındalıklarla birlikte, umut da filizlenmektedir. Resim, geleceğin daha yenilikçi fikirlerle inşa edilebileceğine işaret ediyor. Kanıksanmış toplumsal cinsiyet kalıplarının önce öldürülüp sonra yeniden inşası mesajını veriyor. Gelecek, bizim ona nasıl baktığımıza göre şekillenir. Bir okla vurulup son nefesini verdiğini düşünenler için karanlık olurken, coşkusunu yitirmeden ayağa kalkabilenler için ise bir yeniden doğuş olabilir.

Burak Dak, Çift Başlı İbex, Kâğıt üzerine sulu boya, toz pastel, kuru boya ve kurşun kalem, 80 x 150 cm, 2025
Son olarak, eleştirdiğiniz yıkıcı erkeklik türünün meşrulaştırılmasında günümüz sanatının rolü üzerinde neler düşünüyorsunuz? Eril iktidar mekanizmalarından bağımsız bir sanat mümkün mü?
Üniversitede bile bir kadının güçlü ve sağlam bir desene sahip olması durumunda “erkek bilekli”
yakıştırmasının yapıldığını hatırlıyorum. Bu söylemin, toksik erkeklik dilinin kanıksanmışlığına dair iyi bir örnek olduğunu düşünürüm. Öncelikle yüzeysellikten uzak entelektüel bir sanat topluluğuna ihtiyacımız var. Böyle bir ekosistemin oluştuğu gün, bağımsız bir sanat dilinin her zaman gerekli ve mümkün olacağını düşünüyorum.
Comments